Çorum Yaşam
Ne,nerede,ne zaman?

Evlilik Tek Taraflı Mutluluk Değildir! Kölelik Hiç Değildir!

Evlilik; iki karşı cinsin fikir birliğinde bir araya gelerek bir bütünü oluşturmaktır aslında! Evlilik; bir yuva olmalıdır, o yuvada mutlu olunacaksa herkes mutlu olmalı, üzülünecekse herkes üzülmeli! Sorunlar, aile içinde her bireyin sorunu olmalı, mutluluk da her bireyin mutluluğu olmalıdır! Tek bir kişinin mutluluğu esas alınan aile aile değildir. Olsa olsa köleliğin, sorgulamanın olmadığı körü körüne biat kültürün hakim olduğu, bir tarafın mutluluktan ağzı kulaklarında olduğu, bir tarafın ise korkudan girecek delik aradığı, köleliğin egemen olduğu bir birlikteliğin olduğu ortam aile değil, olsa olsa bir tımarhanedir. Bu iki ayrı cinsin insan olarak birbirinden bir üstünlüğü yoktur. En azından olmamalıdır. Ancak, realite bu mudur? Kesinlikle değildir. Sebebi ise biz toplum olarak erkek egemen toplumu benimsemişiz. Erkek güçlüdür, ailede erkek tek hakimdir, tek düşünen erkektir, tek aklı olan da O’dur! Daha da ileri gidersek, din bile haşa erkekler içindir! Camiler erkeklere öncelikli, bayramlarda erkekler öncelikli, söz söyleme hakkında erkekler öncelikli, erkeklerin giysisine kimse bir şey demez, ama kadınların giyim kuşamları sözüm ona dindar erkeklerin dilinden düşmez!

Daha da vahimi kadınlarımızın bunu kabullenmiş olmalarıdır. Erkekler; evin tek hakimi, tek söz sahibi kendilerini görür. Çünki atadan öyle görmüşlerdir. Bir evde erkek çocuk dünyaya geldiğinde kurbanlar kesilir, halaylar çekilir! Sünnet adı altında düğünler yapılır ki dillere destan! Videolar çekilir de, peki ileride hangi yetişkin sözüm ona sünnet düğününe ilişkin o görüntüleri açıp da gururla izler? Sanırım hiç kimse! Çünki ayıplanır. Öyle ise ayıp sayılan bir şey nasıl olur da düğün edasında yapılır. Sünnet sağlık için gerekli olan bir hal olduğunu akıl edinmeyiz de onu erkeklik vesilesi yaparız. Bir de o düğünde küçücük kız çocuğunu göstermelik de olsa gelin yapmaz mıyız, o da cabası… Aslında kız çocuklarının erkeğin emrinde kılınması tam da oradan başlıyor! Kız çocuğu dünyaya geldiğinde ise önemsenmez adeta! Peki en azından bir Müslüman olarak düşünmemiz gerekmez mi?

Peygamberimizden yani islamiyetten önceki cahiliye döneminde kız çocukları diri diri toprağa gömülmesindeki zihniyet ile bu zihniyet arasında ne fark var ki? Korkarım ki sadece, birazcık yumuşatılmış halidir! Acı olan o ki, erkek çocuklarımız ne kadar hakimiyet ağırlıklı bir zihniyet ile yetiştirilmekte ise de, kızlarımız da adeta erkeğe biat etmek kız olmanın gereğiymiş gibi yetiştirilmektedir. Bu açıkça söylenmez ise de zımmen dikte edilmekte olduğu açıktır. Kadınların 2. Sınıf bir kişilik olarak görülmesinin, özellikle Müslüman görünümlü kesimlerde görülmesi ise, sanki İslamiyet erkek hegomanyasını ön planda tutuyor, kadınları ise sanki erkek emrinde olması için yaratılmış bir varlık gibi gösterilmekte olması üzüntü vericidir. Oysa, İslamiyet kız çocuklarının öldürülmesinin had safhada olduğu cahiliye döneminin sona erdirilmesi amacıyla gelmiş bir din olduğu gözden kaçırılmaktadır. Peygamber efendimizin kadınlarla, çocuklarla hatta erkek kadın ayrımı olmaksızın tüm insanlar ile olan iletişiminde kullandığı nezaket dilini, gösterdiği inceliği ve zerafeti adedata görmezden gelip yok sayılmaktadır.

Özellikle, bazı sözüm ona tarikat mensuplarına tabi kadınların giymesini salık verdikleri ve sanki islami bir giyim tarzı gibi gösterdikleri ve yemin ettirilerek giydirdikleri o siyah örtülerin rahibe giysisi olduğunu hiç mi görmezler, düşünmeyi, sorgulamayı hiç mi akıl edinmezler? Hani her fırsatta belirttikleri ‘’gayrimüslümlere benzemeyin’’ ayetini burada neden hiç akıl edinmezler! Haydi erkekler kendilerine biat edilmesinden, dediğim dedik, çaldığım düdük demesinden, kendisini kral olarak görmesinden hoşlanıyor, egosu ona onu emrediyor da, bir insani varlık olan, bir erkek kadar düşünme, öğrenme, öğretebilme yetisine sahip bir kadın böyle bir esareti, köleliği kendine nasıl layık görür? Kendine zulm eden birine sıkı sıkıya bağlanıp, onsuz yaşam olmayacağını nasıl kabullenir? Düşünen bir varlık olarak anlamak zor olsa gerek! Dini buyruk olarak öyle bir adalet tesis edilmiş ki; erkeklere hitaben; ‘’kadınlar benim emanetim’’ diyor! Allahın emaneti üzülür mü?, Allahın emanetine akılsız gözüyle bakılır mı?

Köle muamelesi yapılır mı? Kadınlara hitaben ise; ‘’benden sonra tapılacak varlık olsa idi eşinizi emrederdim’’diyor! Hal böyle iken, allah mecazen tapılacak bir varlık olarak gösterdiği eşe karşı kötü davranışta bulunmak olur mu? Yani evlilikte sadece erkeğin değil, kadın erkek ikisinin mutluluğu birincil amaçtır. Gerçek bir mümin anne-baba; oğlu-kızı evlenirken; ‘’bak oğlum, evlendiğin eşin artık benim kızımdır, O’nun canını kendinden aziz bilmezsen, ben erkeğim, güçlüyüm diye şiddet uygularsan analık-babalık hakkımızı helal etmeyiz, olur ya, anlaşamazsanız, yollarınızı ayırabilirsiniz, ama dostça kalmalısınız’’, Kızına ise, bak kızım orası artık senin yuvan, artık eşin bizim oğlumuzdur, ailesini ailen bilmezsen hakkımızı helal etmeyiz’’mihvalinde telkinlerde bulunabilmeli…

Tabi ki, çocuklarımızın mutluluğunu düşünüyorsak! Aslında sorunun temelinde, eğitimsizlik odaklı iletişimsizlik kaynaklı olduğu açıktır. Zira; İletişim, anlamak, anlatabilmek sanatıdır. İletişimin sağlıklı olduğu toplumlarda; her şey daha güzeldir, yemek yemek daha lezzetlidir, yediğin acı dahi tatlıdır. İnsanların gözünden, sevgi fışkırır, saygı dökülür. Çocuklar büyüklerin yanında yıldız olur, büyükler güneş olur her yeri anlatır. Sözcükler bal olur, sohbetler çekici hale gelir, dayanışma hat safhaya yükselir. Bu nedenle ısrarla derim ki, İLETİŞİM dersi ilköğretime konulmalı, hem de matematik, Türkçe dersi gibi önemsenmelidir…
Ali ÇELİKER
İşletmeci – İletişimci- Uzlaştırmacı

Cevap Bırakın